30 Ocak 2015 Cuma

Umut Tacirleri

     Umut tacirlerine rastlamak zor değil bugünlerde. İnternette gördüklerimiz üzere şok üstüne şok yaşıyoruz. Kanser hastalarına güya ilaç satımı yapan umut tacirlerinden bahsediyorum. Öz dayım kanser hastası yaşamayan bilemez, kanserin nasıl bir hastalık ve nasıl bir imtihan olduğunu. Vücudunuzu çepeçevre saran bu hastalık umutla yenilebiliyor ve bazen umut kalmaz oluyor ne yazık ki.

     Bu umudu yırtarcasına delen ve bundan prim çıkarmak isteyen sahtekarlar için bu ticarete dönmüş durumda. Sosyal paylaşım sitelerinde ne idüğü belirsiz kişilerce, dozu bilinmeden, adeti bilinmeden bilinçsizce, cahilce ve küstahça satılan ilaçlardan bahsediyorum. Bu umut tacirlerinin adreslerinden sadece birisi facebook. "Kanser Ilac Alım-Satım Ameto" yazmışlar birde utanmadan. Buda bunlar arasında sadece birisi. Bu kadar alçalmak mı gerekti ? Kanser gibi zor bir imtihandan geçen insanları bile acaba ağımıza takılırlar mı gibi bir düşünceyle kandırabilecek kapasite insanlar bunlar.
     İnsanlıktan nasibini alamamışlar. Kimse meşru yoldan başka bir yol aramamalı. Bu gibi insan bozuntularına çok şiddetli bir şekilde sesimizi yükseltmeli ve protesto etmeliyiz. Aksi takdirde legal yöntemler hiçe sayılarak illegale giden insanlar bunu meşru görmeye ve göstermeye başlar. Bu zor ve çetin sınavda umudunu kaybetmeden savaşan bütün kanser hastalarına acil şifalar diliyoruz. sisr

Kadın bilmeyene "nefs", bilene "nefes"tir


     Kadınlarla alakalı Türkiye'de yerli yersiz bir bunalım var. Bunların birçok örneğini bende herkes gibi her yerde yaşayabilmekteyim. Türkiye'de kendini muhafazakar olarak tanıtan birçok erkek sanki kadınlara düşmanmış gibi daha doğrusu tanımadığı kadınlara düşmanmış gibi bir tavır takınıyorlar. Anlamadığım nokta ise bunu din kisvesi altında yapmaktalar.

    Kadının kesilmiş saçını dahi haram yapan bir zihniyetten bahsediyorum. Bu zihniyet altında yetiştirilmiş insanların, kadınlara olan düşmanlığı hor görmesi hiç azımsanmayacak bir olgu. Bir ülke düşünün ki başbakanı ünlülerle toplantılar düzenliyor, pek çok ünlü onların tabiriyle "açık saçık" kadın sanatçı bu davetlere konuk oluyor. Ama aynı zamanda bu başbakanı muhafazakar kesim destekliyor. Neyi nerde yanlış yapıyoruz diye sormuyor mu bu insanlar ? Evet ülkede ki başbakanın yaptığı bu tavır tam örnek alınacak bir olay ancak destekçi sözde muhafazakar kesime ne demeli ?
     Kadınlar çiçektir diyorum başka birşey demiyorum, kadın öyle bir varlık ki insana sunulan beşeri nimetlerin en güzeli, en tatlısı ve en sevimlisi. Sahi bunu sözde muhafazakarlara söylesek "Haşa ya olur mu öyle şey" deyip başlarlar yanlış bildiklerini bize aktarmaya. Yanlış biliyorsunuz kardeşim bizi kandıramaz sahte inancınıza bizi alet edemezsiniz. Böyle insanlar kadınlara tavır koydukça benim kadınlara olan sevgim artıyor. Normal olan tüm insanların böyle olmalı.

     Bugün ülkemizde hala yönetim kademesinde bile var kadınlara gülmeyi hoş görmeyen bağnaz tipler. Bunlara birilerinin dur demesi gerekir bence. Çünkü ben ülkemde kadınıyla erkeğiyle çok saygın bireylerin evde, işte ya da sokaklarda birbirine sevgi duymasını kadın olduğu için o naif varlıkların daha çok sevgi görmesini istiyorum. Kadını bilmeyen samimi can yoldaşı bir kadını tanımayan bir insan kadını meta olarak görebilir ama ben ve benim gibi düşünen herkesin kadınları büyük bir nimet olarak gördüğünü biliyorum. Kadınlar çiçektir ve çiçekler sevgiyle açar, aşkla tomurcuklanıp yeşerir. sisr

29 Ocak 2015 Perşembe

Taa Uzak Yollardan..

     Uzun yolları ve uzun yolculukları ne kadar sevmesemde alıştım. Kendi yatağımı kendi yatağımda dahi özler oldum bi kavuşamadık doğru düzgün. Gittiğim yolların kenarındaki ağaç formasyonunu ve bitki vejetasyonunu ezberler oldum artık. O yollarda hangi kayacın kırıklı, hangi kayacın kıvrımlı olduğunu kendi içimde tartışarak gelirken ondanda sıkıldım bir süre sonra. 
     Yolları bitirememekten usandım. Ama iyi yönünü düşündüm ki benim ne kadar sevdiğim varmış ve beni ne çok seven. Kimsesizleri düşünsenize. Şu hayatta sizi soran kimsenin olmaması ne acı ve yalnızlık.
     Her neyse üniversite okuduğum için geldiğim, finallerden sonra ayrıldığım, bu bana nedense boğuk gelen başkaları için ümut kapısı sayılan bu şehre yine geldim, yine dört duvarda bir ben yalnızım.
     Okulda insanların yüzü sahte, gülmeleri ve konuşmaları sahte gelirken nasıl olurda her birine methiyeler düzebilir, onlarla boş laf yarışına girebilirdim. Hiç benim tarzım değil, şu hayattaki tek gayesi, dersler, derslerden aldığı notlar, okulu bitirince ne olacaklar ve olmayacaklarla muhatap olmak, cidden hiç tarzım değil. Evet. Yine de bir şeyler öğrenmek beni benden alıyor. 
     Öğrenme ve bilmenin büyüsüne kapıldım ve geldim buraya. Şuradan ne kapabilir, hangi kerizi kekleyebilir. Devlete nasıl kapak atılır, en çok nasıl para kazanılır, hiç düşünmedim. Umrumda da değil, devlete en çok yararı bu tarz insanlar sağlıyor sanılır, çünkü öyle bir görüntü verirler ama değil, insanlara en çok zararı verenlerin başını onlar çekiyor bunu bilin. Konu buda değil aslında. Sahi konu neydi ?
     Konu uzun yollar mıydı, uzun yıllar mıydı. Sanırım ikiside. Demem o ki. Verdiğim şu dört sene. Umarım hayatımın bir köşesinde bir işe yarar aksi halde, ne uzun yollar, ne uzun yıllar bana bir fayda getirmeyecek korkuyorum.sisr

Teknolojimiz, insanlığımızı aştı

     "Açıkça görülür hale geldiki teknolojimiz, insanlığımızı aştı."
Geçenlerde eskilerden kalan teknoloji dergilerime göz gezdirirken gülerek okudum haberleri. Sony ilk ultrasonik tableti üretti. Skype 2.5 sürümünü yayınladı. Cep bilgisayarlarında devrim gibi birçok haberle karşılaştım ve kendi kendime hayret ettim sahi bu hız nerden geliyor. Geçtiğimiz yüzyıl teknolojinin gelişmeye başladığı bir yüzyıldı peki şimdi ne ? Teknoloji uçtu havalandı, bizide beraberinde götürüyor. Yukarda Albert Einstein'a ait olan söz de de söylendiği gibi teknolojimiz insanlığımızı aştı.
İnsanoğluna tartışmasız pek çok fayda sağlayan, kolayca kültür edinmesine olanak tanıyan günümüz teknolojisi neden insanlığımızı aştı diye soracak olursak aklımıza teknolojinin hunharca katledilmesi geliyordur hepimizin aklına. İnsanlar insanlığını unutur, hırsla dünyaya bağlılığını sürdürür ve bu hırsı düşmanlığa çevirip günümüzde ki amansız gelişen teknolojiyi katle dönüştürüp insanlara telkinler göndermeye başlarlar. Öyle de oldu.
Geçtiğimiz yüzyılın materyalist ideolojileri günümüz teknolojisiyle birleşince ezilenin daha çok ezilmesi, güçlü olanın daha çok güçlenmesi mübah görülüyor. Bu teknolojiyle birleşince de ortaya zulüm ve baskı diktaları çıkıyor. Ne yazık. sisr

26 Ocak 2015 Pazartesi

İmamyar Hasanov & Nermine Memmedova - Ay ışığında (Under the moonlight)

Bazı şarkılar vardır bir günlük, bir haftalık bazıları ise bitmek bilmeyen aşkları ve sevdaları anlatır. Bu şarkıyı dinlemek için sadece sessiz bir oda yeter bize o bizi alıp hasret çektiğimizin kollarına götürecektir. Selamlar. sisr

Şarkının sözlerini görmek isteyenler için yazının devamına koydum. 

25 Ocak 2015 Pazar

Muhteşem Gatsby (The Great Gatsby)


     "Jay (Gatsby) onların hepsi yozlaşmış, sen hepsinin tamamından daha değerlisin!"
    Günümüz insanı ne kadarda yozlaşmış diyenleri duymuşsunuzdur. Son izlediğim Muhteşem Gatsby filminden sonra yozlaşmış insanlar arttı sanki mi acaba ? Hayır, sadece insanın bakışını değiştiren nadir filmlerden olduğu için insanlar arttı sanıyorum diyebilirim.
     İnsanların çoğunluğunu, sanki vicdanıyla değilde, mecburi oluşturulan bir yaşam tarzı ve bu yaşam tarzını benimseyen insanlar oluşturuyor. Doğar büyür evlenir, para kazanır, çocuk, torun vs derken mutlu bir hayat geçirdiğini sanarak vicdanlarını güya tatmin etmekten başka birşey yapmazlar aslında. Bu insanları çok vicdansız bulursunuz ama onları tanımazsınız bu yüzden onları insan sanıyoruzya.
     Muhteşem Gatsby (The Great Gatsby) ABD'li yazar F. Scott Fitzgerald tarafından yazılan bir roman aslında ben romanını okumadım, ancak film herşeyi o kadar güzel aktarmış ki izleyiciye. Konusunu kavramakta zorluk çekmiyorsunuz üstelik sıradışı bir tarzda aktarılan konu filmin atmosferiyle bütünleşince ortaya inanılmaz görüntüler çıkmış. Filmin o inanılmaz atmosferi bana Sin City (Günah Şehri) filmini hatırlatarak beni benden almaya yetti.
     Hikayeyi Nick Carraway (Tobey Maguire) yani bizim namı değer örümcek adamın anlatışıyla daha doğrusu yazmasıyla izliyoruz. Ve tabiki Muhteşem Gatsby Jay Gatsby rolünde tüm filmlerinin ayrı ayrı analiz edilerek izlenmesi gereken Leonardo DiCaprio 'yu. Adam rolünün hakkını öyle vermiş ki hatları tam bir dönem filmi karakterine oturuyor diyebilirim.
     Filmde konu sadece aşk değil, konuya aşk diyenler filme kanımca çok sığ bakmışlardır. Evet, aşk bu filmin büyük bir parçası insanın aşkı için neler yapabileceği, ancak aşkın yanıbaşında kocaman bir sırıtma ile görüyoruz ki toplumun yozlaşmış kesiminin aşk adı altında yaşadığı saçma ve acımasız düzene bir eleştiriyi görmezden gelemeyiz. Evet bu düzen hemde çok acımasız. 
     Filmde bahsedilecek o kadar detay var ki spoiler olacağı için vermek istemiyorum. İzleyin ve kendiniz görün ve o atmosferi yaşamaktan lütfen mahrum kalmayın. sisr

24 Ocak 2015 Cumartesi

Sanat için minik eller

     "Hayat silgi kullanmadan resim çizme sanatıdır."
     Çocuklarda ellerini kullanabilme yeteneği 6 yaşından önce tamamlanmadığı için, özellikle resim kursları bu yaşlardan önce çocuğun yeteneği olsa bile tavsiye edilmiyor. Resme yetenekli bir çocuğunuz olduğunu düşünüyorsanız ona bu yaşlardan önce gerekli materyaller almak ve ona uygun ortam hazırlamak çocuğunuz için faydalı aslında.
     Çocuğunuz kesinlikle zorlama olmadan onda resim yapma güdüsü olmalı tabi eğer yeteneği varsa. Tüm bunlarla beraber resim sergilerine giderek ve güzel sanatlarla ilgili dergiler temin ederek çocuğunuzun bu yönünü desteklemelisiniz. Hatta yaptığı çalışmaları saklayıp, çerçeveletmek ve evin bir köşesinde sergilemek çocuğunuzu motive edecektir. Aksi takdirde bu yaşlarda kursa gönderilen çocuğun "öğrenme" ve hayal gücü özgürlüğünü sınırlandırmış olabilmekteyiz, aman dikkat. sisr

23 Ocak 2015 Cuma

Korkma ! Kükre onları

     "Umudun mu var avuçlarında birikmiş, bir yığın ? Korkma kükre onları."

     Umutsuz bir insan düşünebiliyor musunuz ? Hayatın anlamını sorgulamadan ve gelecek günlere ait tek bir ümidi yüreğinde barındırmadan geçip giden senelerin israfını ?
     Biz umutla çıktık yola. Azığımız yalnızca umudumuz. Bir azınlık bu azıkla doyar elbet. Ya diğerleri ? Her insan başkalarının kalbine umut serpmek için çaba harcasa ne kaybeder ki. Bizim hayalimiz umudumuzdur. Her ne kadar hayal ederek çıksakta bu yola hayalciliğin ilkel mantığını kavrayıp yüreklere umut serpecek bir dönüş yaşadık. İşte bu hayallerin umuda dönüşünün hikayesidir. 1990 lardan beri süren hayat mücadelesinde nelerin hayal nelerin umutla aşılacağını yavaş yavaş öğrendik. Hayal ya da çaresizlik dedik adına.
     İlkel bir mantığı neden benimseyelim ki ? Çaresizliği neden gönlümüze yerleştirelim ? Bundan mütevellit gelen seneler bize umudu gösterecek ve görünen köy bize hep yakın kalacak. Artık bir şey kaybetmeyen biz olacağız ama kaybeden hep hayal ya da çaresizlik olacak. sisr

Neden sütüm az? Neden sütüm gelmiyor? :/

     Pek çok yeni annenin kafasına takılan sorunlar olabiliyor. Bu sorunlar hamilelik safhasında olduğu kadar, doğum sonrasında da görülmeye başlıyor. Bebeğin doğum sonrası hemen emzirilmesi gerekli mi? Göğüslerde süt oluşumu nasıl? Neden sütüm az? Neden sütüm gelmiyor? gibi soruları pek çok anne merak eder ve hatta tedirgin dahi olabilir.
     Öncelikle şunu belirtelim ki her anne aynı anda iki bebek büyütecek miktarda süt üretme kapasitesine sahip. Ancak doğumun hemen ertesinde göğüslerde süt olmayabiliyor. Yine de az dahi olsa göğüs içerisinde süt yapımı gerçekleşiyor. İlk gün oluşan bu süt, bebeğe mutlaka verilmeli.
     Bebek ne kadar sık emerse anne hormonları o kadar çok uyarılıyor ve anne vücudundaki süt üretiminde artış gözleniyor. Her 2-3 saatte bir veya her ağladığında bebek emzirilmeli. Mümkün olduğunca her iki göğüsten 15 dakika süreyle bebek beslenmeli. Bebeğe sütten, önce karbonhidrat sonra protein daha sonrada yağ kısmı geçiyor ve üç besin öğesi de ancak ortalama 15 dakikada geliyor. sisr

Adalet peşinde (Law abiding citizen)

     "Zafere ulaşmak için güçlerimizi bütün gücün ve hareketin göbeğine, düşmanın çekim merkezine yığmak zorundayız."
     Adaleti kaçımız sorgulamıştır şimdiye kadar. Evet herkes iç dünyasında çok az bir vicdana sahip olsa dahi adaletsizlikleri görüp hayret etmiştir hayatında. Peki ya kaçımız adaleti düzene uyup dünya hayatını sürdürmekle sınırladı. İnsanların birçoğu emin olun böyle yaptı. Adaletle gelen bir düzeni değil, düzen için çalışan bir adaleti çağırdı çoğumuz. 
     Adalet peşinde (Law abiding citizen) filmi düzene bir yakarış mıdır, haksızlığa uğrayanın haklılığını haksızlığa çevirebilecek davranışları yine haklı olabilecek insanların haksız yere ödediği cezaları gün yüzüne çıkarıp adaleti sorgulayacak bir yapım mıdır, bunu izleyince hepiniz göreceksiniz, izlemişsenizse görmüşsünüzdür. Adalet diktatörlerin ülkesinde yok mudur ? Yoksa adalet sandığımız şey gerçekte diktatörün kendisi midir ? Bence adalet vardır ama insanlar bunu uygulayabiliyor mu derseniz, kocaman bir hayırı kendiniz cevap olarak vereceksiniz zaten. 
     Ne beklenirdi ki hayatının tamamını ailesine sevdiklerine ve işine adayan insanlardan ? Adil olması mı ? Bu insanlar düzene hiç muhalif olmadıkları ve hayatına el bebek gül bebek devam ettikleri için, robot gibi gelir ve giderler. Başka insanların hayatıda onları çok ilgilendirmez.
     "Zafere ulaşmak için güçlerimizi bütün gücün ve hareketin göbeğine, düşmanın çekim merkezine yığmak zorundayız."
       Yukardaki sözler Von Clausewitz'e ait. Filmde Clyde Shelton'ı (Gerard Butler) ele veren sözler. Avukat Nick Rice'a (Jamie Foxx) kazandığını düşündüren sözler.
     Adalet Peşinde (Law abiding citizen) filmi 2009 senesinin en iyi filmlerinden birisi diyebilirim. Bu film adaletin ve düzenin çetin savaşını anlatıyor. Ama kazanan kim oluyor dersiniz. İzleyin ve görün. sisr

Aşk ve Gurur

Aşkın girdabında çaresizliğe ses ettim
Sarıldım vicdanıma merhametinde pes ettim
Yıkıldı gururum yalnızlığımın üstüne
Şefkatinin enkazında isimsiz bir cesettim
...
Bazı dizeler vardır, insanın içini buruk bırakan. Hasreti çağrıştırıp zihnimize kasvet getiren. Bu dizeleri hatırlayıp duyumdan soyutlandığım her anda düşünüyorum, yalnızlık gurura eş değer mi, gurur mu yalnızlığı getiriyor yoksa yalnızlığım gururdan mı ?
sisr

22 Ocak 2015 Perşembe

Korkmayın, Düşünün Kafanıza Tokmak İnmez

Düşünce özgürlüğüne muhtacız şu günlerde hiçbir şeye olmadığımız kadar. Açız birazda düşünmeye. Öyle ya o kadar düşüncesiz insanla başbaşayken nasılda açız, düşünmeye. Biz mi yoksa onlar mı ? Bizden kastım avam halk. Onlardan kastım dikta rejimi değil tabiki, diktatörlüğe özenmeden diktatörlük taslayanlar, sağ gösterip sol vuranlar.

Belki düşüncesini paylaşana bile umursamaz gözlerle bakıp alt edebileceğini sananlar. Çok basit kelimelerin ağızdan dökülmesi, çok basit umursamaz bir bakış ama o kelimeleri taşıması ve o değerli düşünceleri umursamazlık bu kadar basit olmamalı.

Düşünce dünyanızı bulandıran insanları bir bir silin rehberinizden korkmayın. Mesaj atmayın soru sormayın -selam -selam olsun onunla paylaştığınız tek sırrınız ki bir gün gelip sizinde düşüncelerinize gem vurmaya kalkmasın. Arkadaş canlısı görünmeleri sizi aldatmasın, sizin kalbinizi kıpırdatacak şey vicdanınız ve onun sesi olsun. Sahi kaç insan vicdanıyla hareket ediyor şu devirde. Kaç kişi mevlana görünüp yezidçe vuruyor sırtınıza.

Korkmayın, düşünün kafanıza bir tokmak inmez bunun için ve yıpratmalarına izin vermeyin sizi. Siz değerlisiniz. Bu değeri paçavra gibi önünüze atmaya çalışanları kaale almayın, sizi kıskananlar dahi olacaktır gülüp geçin, ;) sisr