11 Eylül - Bakış Açısı

28 Temmuz 2015 Salı


11 eylül 2001 saat sabah 08:46
Aynı manzarayı seyreden binlerce kişinin bir yolcu uçağı New York'un ekonomik gücünün simgesi olan İkiz kulelere çarpıyor.
Sonuç 2600 ölü.

Ortadoğuda halen devam etmekte olan olayların kıvılcımı olan bu saldırı hala açıklanamayan çok fazla sır içermektedir. 11 eylül saldırıları Peygamberimizin 1400 yıl önceden hadislerinde bildirdiği bir takım işaretlerle aynen benzerlik göstermektedir.

Dünyaya derin etkileri olan ve saldırı sonrasında olacak olan bu saldırı metafizik bir olaydır ve ardındaki bazı sırlar hala çözülememiştir. 2600 kişinin hayatını kaybettiği bu saldırı sonucunda bu olayla birlikte yapılan incelemelerle ortaya çıkan resmi açıklamalarda birçok eksiklik ve tutarsızlık içermektedir. Bunları 11 Eylül Perspektif yazılarında teker teker inceleyeceğiz.

11 Eylül - Bakış Açısı

Gerçekleri göremiyorsak bakış açımızı değiştirmeliyiz. sisr



Evanjelizm ve Yakın Tarihimizde Ortadoğu

26 Temmuz 2015 Pazar

Protestanlık mezhebi ile ortaya çıkan ve 18. yüzyıla kadar Avrupa’da doğup buraya yerleşen bazı akımlar, sömürgecilik ile birlikte dünyanın çeşitli bölgelerine ulaşmıştır. Bu bölgelerden en önemlisi Amerika kıtasıdır. İngiltere’de Anglikan bir papaz olan John Nelson Darby’nin Amerika seyahatleri sonrasında Evanjelik düşüncenin hızla yaygınlaştığı bilinmektedir. Darby’nin takipçileri kendilerini dispensalist olarak da tanımlamışlardır.
Bu inancı takip edenlerin en önemli özelliği, dünyanın son döneminde Mesih’in geri dönüşü ve kıyametin gerçekleşmesine inanmalarıdır. Mesih’in dünyaya gelişi için oluşması gerektiğine inandıkları şartlar ise şunlardır:
  • Kutsal topraklar üzerinde bir Musevi devleti kurulması,
  • Kudüs’ün başkent olması,
  • Süleyman Mescidinin yeniden inşası,
  • Tüm insanlara İncil’in vaaz edilmesi,
  • Museviler ve iman edenlerin (Hristiyanların) eziyet görmesi,
  • Armageddon savaşı,
  • İnananların (Hristiyanların) göğe yükselmesi.

Bu maddelerden de anlaşılacağı şekilde Evanjelikler temelde Siyonist Hristiyanlardır. Mesih’in gelişinin gerçekleşmesi için mutlaka bir Musevi devletinin Kutsal Topraklarda kurulması gerekliliğine inanırlar. İşte bu nedenle de daima, Siyonist Musevilerle ittifak içinde olmuşlardır.

Bunun önemli delillerinden biri tarihte gerçekleştirilmiş olan Siyonist kongrelerdir. Theodor Herzl’in 1897’de topladığı ve Musevilerin Kutsal topraklara gitmesini öngören 1. Siyonist Kongre’nin hemen arkasından yine Basel’de 2. Siyonist Kongre toplanmıştır. Katılanların tümü Hristiyan’dır ve hatta kongrenin ismi bu sebeple 2. Hristiyan Siyonist Kongre olarak geçmektedir. Nitekim söz konusu toplantı sonrası, Batı Şeria’da bir İsrail devleti oluşturulması kararı alınmış, buna itiraz eden bir Musevi’ye ise Uluslararası Hristiyan Elçiliği temsilcisi Van der Hoeven şu cevabı vermiştir: “İsraillilerin ne düşündüğü umurumuzda değil. Biz Tanrı’nın ne söylediğine bakarız ve Tanrı o toprakların Musevilere ait olduğunu söylüyor.”

Aslında bu tepki, günümüzde devam etmekte olan Evanjelik Siyonizminin sınırlarını bilmek bakımından önem taşır. Çünkü görünüşte Musevileri ve Musevi topraklarını koruma görümünde ortaya çıkan bu hareket, gerçekte Musevilerin de katledileceği bir son için hazırlık yapmaktadır. Bu inanca göre, sadece Hristiyanlığı seçen 144 bin Musevi hayatta kalacak, fakat diğer Museviler, “tüm Müslümanlar”la birlikte katledilecektir.

Masonluğa Giriş

25 Temmuz 2015 Cumartesi

Masonluğa giriş derken, yanlış anlaşılmasın, mason olacaksınız diyemiyoruz ama
Masonluk nedir?
Mason kimdir?
Masonlar ne yapar?
Masonların amacı nedir?
Türk masonlar var mıdır?
Mason işaretleri nelerdir?
Masonlukta semboller (anahtar, pergel, gönye vb.) nelerden oluşur, neden sembollere ihtiyaç duyulur?
tarzında pek çok soruyu tartışarak incelemek adına kısa bir giriş mahiyetinde yazıldığı için "Masonluğa Giriş" dendi. Tamamını bu yazıda incelemiş olmasakta genel hatlarıyla Masonluk hakkında bilinmeyen pek çok şeyi tartışabileceğimize inanıyorum.

Masonluk nedir? Bu topluluğun amaçları nelerdir? Kardeşlik nedir?

Masonluğu kısaca "Masonluk, evrensel bir kardeşlik birliğidir." olarak açıklayan Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar insanlar arasında sevginin, toleransın ve kardeşliğin hüküm sürmesini; insanlığın hürriyet, barış, adalet ve huzur içinde gelişmesini hedeflemektedir. 
Özellikle Cumhuriyetin ilanından sonra hatta biraz sonrasında 1960-1970 ve 1980li dönemlerde Mason adı genellikle "Kaos, Savaş, Kargaşa" gibi kelimelerle anılarak Masonları Dünya'daki düzeni bozmaya yönelik ortaya çıkmış "derin bir yapılanma" olarak tanıtmaya yönelik bir takım görüşler ortaya çıkmıştır. Masonluk "kardeşlik" sıfatıyla değil "düşman ve kaos" kelimelerinin birleşiminden doğan sıfatlarla tanıtılmıştır.

Masonlar "ortak bir insanlık, ortak bir ülkü, ortak değerler ve kalıcı barışı hedefledikleri" yönünde tavırlar gösterirken, neden sürekli "savaş yanlısı ve kaostan beslenen" olarak görülmekte olduğu aslında çok karmaşık bir ikilemdir. 
Mason Büyük Üstat;
"Hür Masonluk, üyeleri arasında din, mezhep, ırk, dil, inanç, ünvan ve makam ayırımı yapmaz. Üyelerini inançlı, hür, namuslu, şerefli, haysiyetli, aydın ve iyi ahlâklı erkekler arasından seçer. Hiçbir inanç ve ülküye bağlı olmayan septikleri, arasına kabul etmez."
sözleriyle neyi anlatmaya çalışıyor.

Biz yıllardır Masonlar inançsız! inancına kulak vermişken, Büyük Üstat'ın kelimeleri özellikle "inanca bağlı olmayan, septikleri arasına kabul etmez." sözü bizim yanıldığımızın işareti olabilir mi?

Masonluk dışardan bakıldığın bizim gibi inançlı insanların ülküsünü tamamlıyor gibi görünüyor.
İnanç
Ülkü
Hür (Özgürlük)
Namus
Şeref
Haysiyet
Aydın
İyi Ahlak
Adalet
Eşitlik
Ve bu insanların hepsinin "ortak bir tutum" etrafında birleşmesi "İslam Cemaati" ve "Ümmet Bilinci" mantığına hiçte ters düşmediğini belirtmeden geçemeyiz.

Masonluk bir "tekamül" sürecidir. 
Tekamül kemale erme kamil insan olabilme, iyi insan olmaya erişme gibi genişletilebilecek bir sözdür. Masonlukta kötü insandan çok "iyi insan" "ahlaklı insan" üzerinde durulması ve kötü insanı iyi insan yapmak değilde iyi insanı daha iyiye barışa ve esenliğe çağırması konusu üzerinde durulur.

Büyük Üstat şu şekilde söylüyor;
"Dünyada Hür Masonluk kadar eski ve önemli olup da tam ve doğru anlaşılamamış başka bir kurum yoktur. Bu, yalnız ülkemizde değil, dünyada da öyledir."
Sanırım Masonların en fazla dert yandığı konulardan birisi bu olsa gerek.
Hür ve Kabul Edilmiş Mason bireylerinin İlluminati, Gizli ve Derin Dünya Devleti gibi dünya barışına kesin olarak bağlanmayan yapılarla isimlerinin bir arada anılması bu sorunların başında geliyor. Hatta bazen Evangelistler, Siyonistler ve Derin Dünya Devletinin "kaos eylemleri" isimli resmi olmayan kaos planlarıyla adları anılıyor.

Masonluk tarihi vikipedide
"Kökleri her ne kadar 16. yüzyılın sonu ve 17. yüzyılın başlarına kadar dayanıyor olsa da, 24 Haziran 1717 tarihinde Londra'da bir araya gelen dört locanın girişimiyle Londra Büyük Locası'nın kurulması ile başlar."
olarak yer alıyor. Vikipedi - MASONLUK

Ancak dünyadaki en köklü yapılardan birisi olduğuna birçok insanın şüphesi yoktur. Bu bilinen tarihin aksine "Masonluk insanlık tarihinin başlangıcına çok yakın bir devrede ortaya çıkmıştır." iddiası kabul edilebilir bir gerçektir.

Bu yazıda masonluk hakkında kısa bilgilerle geçtik. Daha sonra;

Temel İlkeler
Kimler Mason Olabilir?
Masonluk ve Gizlilik
Masonluk ve Din
Masonluk ve Politika
Masonluk ve Uluslararası İlişkiler
Masonlukta Derece Sistemi
Usta-Çırak Denklemi
Tekris Giriş Töreni (Ayini)
Dünyada Ünlü Masonlar
Türkiye'deki Ünlü Masonlar
Günümüzdeki Masonlar
Kimsenin Bilmediği Günümüz Masonları

gibi pek çok konuyu açarak Derin Dünya Devleti ve Masonluk kavramlarının ne kadar farklı olduğunu göreceğiz.

#EyŞanlıOrduEyŞanlıAsker

Türkiye hududunda dün gece 22.30 sıralarından itibaren Diyarbakırdan havalanan 20den fazla uçak Haftanin üzerinden PKK terör örgütü kamplarını yoğun bombardıman altında tuttu.
Küresel strateji üzerinde düşündüğümüz düşündüğüdüşündüğümü zaman aslında Türkiye güzel bir galibiyet almış gibi görünüyor. Kandil, Avaşin, Zap, Hakurk gibi terörist yuvalarının bombardiman altında tutulmasi yurt içindeki terör destekçisi ajanların zoruna gitmiş olacakki barışı tek taraflı olarak Turkiye nin bozduğuna dair korkak aciklamalar yapıyorlar. Bunun yanında domuz sürüsü PKK örgütünün iç sözde asayiş yapılanması etekli YDG-H güçleri halk olarak adlandırdığı terör suçlularını serhildana davet ediyor.

Demekki devlet bu kahpe yapılanmanın kuyruğuna çok sert basmış durumda.
Gece İran'inda pkk kamplarını vurduguna dair haberler geldi. Peki bu doğru mu? Orasını bilemiyoruz ancak doğruysa Türkiye IŞİD e karşı bir tavır alma politikasıyla ABD ve Iran i ikna edip Incirlik üssünüde açarak küresel bir anlaşmaya vardığı gözleniyor.

Ancak sorun şurada bu anlasmaya ABD derin devleti ve gizli dünya devleti derin yapılanma ne gözle baktı onlar destekledi ve bir strateji olarak mı ön ayak oldu yoksa, gizli dünya devleti derin yapilanmasina karşı bir ayaklanma ve bir savaş mı başladı. Bunu ilerleyen zamanlarda izleyip göreceğiz. sisr

Ahir Zaman ve Türkiye'nin Önemi

24 Temmuz 2015 Cuma

Ahir zaman hadislerde belirtildiği gibi kıyamet alametlerinin belirmesi sonucu dünyanın kıyamete en yakın olduğu dönemdir.  

Türkiye bu devirde neden önemlidir?
Türkiye'ye Kuran'da ne gibi işaretler vardır?

Kuran'a baktığımızda tüm hidayet bilgileri Besmele ile başlar ve kapılar Besmele ile açılır. Besmele "19" harften oluşur : 
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ  

Kuran'ı Kerim "114" sureden oluşur.

114:19=6


19 ve 6 rakamlarının Türkiye ile ne gibi bir ilişkisi olabilir? Allah-u alem
Türkiye matematik konum olarak 26-45 Doğu Meridyenleri 36-42 Kuzey Paralelleri üzerinde bulunmaktadır.

Türkiye sadece bunlarla değil, yüzbinlerce masum inanan insanın tek umudu olmuştur yıllar boyu. Son zamanda beklenen Mehdi'nin de Türkiye'den çıkması tüm ayet ve hadislerle uyum içerisinde olan bir gerçektir. sisr

Bilinçaltı: Bedenin Yapıcısı

BİLİNÇALTI: BEDENİN YAPICISI

Bilinçaltı, bedenin yapıcısı olarak bilinir. Bedenin fonksiyonlarının otomatik olarak yürümesini sağlar, ister uyuyor olalım, ister uyanık, büyük istemdışı hayat sürer. Yüce Plâncı'nın bu şekilde bir düzen kurmuş olması büyük bir şans değil mi? Kalbimize atmasını, midemize yemekleri sindirmesini, kanımıza damarlarda dolaşmasını söylemek durumunda olsaydık ne kadar zor olurdu. Hayır, her şey harika bir biçimde hazırlanmış bizim için. Bedenin gelişimi, tüm fonksiyonları bilinçaltı tarafından yönetiliyor. Aslında bedenin her hücresinde ve atomunda bir zekâ var ve bu zekâ bilinçaltın bağlıdır.

BİLİNÇALTI, ÖRNEKLER HAKKINDA YARGIYA VARMAK İÇİN KURALLARDAN YOLA ÇIKAR.

Bilinç emirleri verir, bilinçaltı da uygular. Kurala dayalı çıkarım, iki önermeyi alıp bir araya getirerek bunlardan bir sonuca ulaşmak demektir; bir büyük, bir küçük önerme ve sonuçtan oluşan mantıksal bir kıyaslama yöntemidir bu. Kurala dayalı çıkarım, genel prensiplerden özel sonuçlara ulaşmak şeklinde bir yol izler. Burada prensiplerin doğruluğunun kanıtlanması şart değildir; doğru olduğunun varsayılması yeterlidir. Bilinçaltı her zaman mantıki kıyaslama denen bu yöntemi kullanır. Kolayca görülebileceği gibi bu mantık, orijinal önermenin doğruluğu oranında doğrudur. Klasik bir örneği ele alalım: Bütün Ruslar komünisttir. Müzik Evi'nde çalışan adam Rus'tur. Bana göre o bir komünisttir. Halbuki Rus halkının sadece küçük bir bölümü komünisttir. Öyleyse, Müzik Evi'nde çalışan adamın komünist olmama olasılığı da vardır.

Kızılderililer ve Türkler "Kızıl Elma" :)

20 Temmuz 2015 Pazartesi


Kızıl Elma Orta Asya'yı aşıp Amerika'ya uzanıyor

İndiana Üniversitesinden Amerikalı Profesör Denis Sinor Sibirya Türklerinden Tunguz kabileleri ve Yukagir’lerin Tunç çağı evrelerinden beri Kızılderililerle ortak bir kültüre sahip olduklarını tespit etmiştir. Huş ağacından oyulmuş kayıklar, Pirok yani deri, ağaç kabukları örtülerek yapılmış barınaklar ya da Kızılderililerin yarı küresel (Wigwam) veya konik(tepec) çadırları tipinde ortak kültürler, önünde yarık bulunan hafif giysi türleri, makosenler, karlı ormanların temel ulaşım aracı kayak gibi donanımlar tespit etmiştir. (Erken iç Asya Tarihi- Prof. Dr. Sinor- S. 102)” (Tanrının Türkleri- Cilt.1- S.314- Semih Tufan Gülaltay) 

“Sümer Tanrıçası İnanna’yı sembolize eden İnanna’nın “Ay kayığı” simgesi olan hilal şeklindeki, boğaza takılan kolyeye Tork denilmektedir. Anadolu’da Hitit devleti kurulmadan evvel yaşayan Tork-lar (Torkom) Hitit devleti sonrası kralları Pamba devrinde Hititlere boyun eğmek zorunda kalmışlardı. (The Hitites-Gurney-Pelican-U.S.A.) (Age. Sayfa:315) 

“Tork isimli, Tanrıça İnanna timsali kolyeyi tıpkı Torkom’lar gibi Bozok (Etrak) kabileleri olan sarışın Kızılderili kabilelerinden Navajo’lar, Şanı’lar, Ocibya’lar kemikten yapılmış olarak boyunlarına takmaktadırlar. Bu “Tork”ları, Çokta Kızılderilileri hilalin ortasına yıldız koyarak göğsü kaplayan geniş bir Ay yıldız kolye olarak kullanırlar. (H.C. Tanju- Tunçderililer- S.6” (Age. Sayfa:315) 

“Sümer alfabesinde “Tork” timsali C hilal “N” harfi yerine geçer. Fin-ogur dilinde de “Tork” kelimesi boğaz, boyun anlamına gelen C hilal ile sembolize edilirdi.” (Age. S.315) 

“Mayalar kendi dillerine aynı bizim ifademizle “Mayanca” demektedirler. Maya’ların Orta Amerika’daki önemli yerleşim yerlerinden olan “Yuka-tan” isminin Türkistan’ın Yok-Tan bölgesinden gelme olduğu anlaşılmıştır. Bu bölge Sümer Türklerinin Mezopotamya’ya göçmeden evvelki yerleşim sahası idi... 

Tahiti adasına ayak basan Captan Cook Kızılderililerin başlarına taktıkları çiçekten başlığa Türk adı verdiklerini 1769 yılında tespit etmiştir. (Papau Mailu Language- D’Argingy- Luzac- New Guiness) (Age. S.315) 

“Fiji adalarında Rotuma yerlilerinin dillerinin Altaik dil olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca Endonezya adalarının dillerinin de Altay dillerinden olduğu anlaşılmıştır. (H. Cemil Tanju-Tunç derililer. S.106) (Age.s.316) 

“Doktor kelimesi yerine “Ah-men”, kırık çıkıkçıya “Kak-bak”, şifacı hekime”Ah-bak”, çocuk doğurtan ebeye “ilk-alan-zah” derlerdi.” Bütün Altaylılar gibi Kızılderililer birbirlerine amca, baba, teyze, hala, ağabey diye hitap ederler. Maya Kızılderililerinde 1878 yılında el öpme adeti tespit edilmiştir. (Tunç derililer. S.162) (Age. S. 316) 

“Mohavk Kızılderilileri uzun eşek oyunu da dahil 12 Anadolu oyununun 11 tanesini bilmektedirler. Güreş ise bütün Kızılderili kabilelerinde dua ile başlanılan en önemli ata sporu olarak tatbik edilmektedir.” 

“Brezilya ormanlarında Zakuma Kızılderililerinde güreş, rakiplerden birisi can verene kadar devam eder. Bizdeki “Kırkpınar” efsanesinde de pehlivanlar can verene kadar güreşmişlerdir.” 

“Anadolu Türklerinin parmaklar arasına sicim gererek oynadıkları sicim oyunu Atabaşkan ve Keçuva kabilelerinde de oynanmaktadır. Üstelik figürler ve isimler de aynıdır. Eğer Anadolu’da bir figüre yıldız deniliyorsa, Kızılderililerde de yıldız denmektedir.” (Tunç derililer. S. 181) (Age. S. 316) 

“İnka’lar kök sülalesine “Ay-ullu” yani ulu soy demekle beraber, kendi yöneticilerine Kur-Hakan demekteydiler. İnka’lar çocuklarına bir kahramanlık gösterene kadar ad vermezlerdi. Ad verme işlemi merasimle yapılırdı. (Dede korkut destanlarından Boğaç Han destanı hatırlanırsa, orada da çocuk bir kahramanlık gösterdikten sonra ad almış, ve bu ad alma işlemi de bir törenle gerçekleştirilmiştir.M.K.) bir kişi ölene kadar bir düzine ad ve nam sahibi olabilirdi. “ 

“Mayalarda buluğ çağına eren çocuklara ok ve yay verilirdi. Kafkasya Türklerinde hala yaşatıldığı üzere, kadın kocasını adı ile çağırmaz, “Evin büyüğü”, “çocukların babası” gibi sıfatlar kullanırdı. Kına yakma bütün Kızılderili kabilelerinde, Anadolu ve Orta Asyalı Altaylılar gibi uygulanmaktadır. Beşik kertmesi töresi aynı şekilde yaygın bir töredir.” (Age. S. 317) 

Yukarıdaki paragrafta anlatılanların tamamı Anadolu’da yaşanmakta olan Türk kültürünün bire bir aynıdır. Bu kadar yakın ve benzer bir yaşam biçiminin binlerce kilometre uzaktaki bir kıtada aynen yaşanıyor olması tesadüflerle izah edilebilir mi?

“İnkalarda aşağı sınıftan yani “Kara budun”dan olan birisi bir boğayı öldürmeden evlenme hakkı kazanamazdı. “ 

“Mohavk ve Atabaşkan kabilelerinde Kore Türkleri olan İlu’lar gibi, nişanlı kızlar saçlarına nişan tüyü takarlar.” 

“Loğusa kadın bütün Altaylılar gibi kutsal sayılır. Loğusanın kırkını yaparlar. Ölülerini bütün Altaylılar gibi, silahları ve atı ile birlikte “Kur-gan”lara gömerler. Kan davası bir töre olarak uygulanır.” 

“Cenaze merasimlerinde bütün Altaylılar gibi ölü ağlayıcıları tutarlar. (Anadolu’da, Ankara yöresinde bu gelenek “Yasçı Tutmak” olarak yakın zamana kadar uygulanmaktaydı. Son zamanlarda azalmış durumdadır. Mayalar ölüm yıl dönümünde “Yıl aşı” verirler, cenaze törenlerinde erkekler yüzlerine kara boyalar sürerlerdi.” (Age. S. 317) 

“Toltek Kızılderililerinin gebelik ve bereket tanrısı “Tez Katlı Poka” (Tez katlı boğa)dır. Kızılderililerde cennet ve sırat köprüsü kavramı vardır. Cennete Vakui (Akui- Altından ırmaklar akan yer) derler.” 

“Siu Kızılderilileri’nin 1870 yılı sonlarında Papıti, Muhave, Kalamat, Şoson, Irok gibi kabilelerinde “Hu” çekerek Bektaşi semahlarına benzeyen ayinler yaptıkları tespit edilmiştir. (Tunç derililer.s.246)” 

“İnkalarda Kopuz benzeri bir saz kullanıldığı tespit edilmiştir. Aztek ve Mayalar “Ç-şıra” (şıra) isimli içki içerler. İnkalar ise bu içkiye “Çira” derlerdi.” (Age.318) 

Orta Amerika’da Türk İzleri 

Sümerler Mu kıtasının batışından sonraki dönemde, bir Mu kolonisi olan ve hemen hemen Asya kıtasının yarısından fazlasına hükmeden Uygur İmparatorluğunun batıya göç eden bir parçasıydı. Meksika’da bulunan yazılı tabletler de Maya dili ile yazılmıştı ve 12.000-60.000 yıllık bir geçmişten bahsediyor, batık kıta MU’yu haber veriyordu. Böylece, Tibet’te bulunan tabletlerin doğruluğunu da teyit ediyordu. Daha doğrusu bu iki uzak mekanda bulunan yazılı kaynaklar, geçmiş hakkında verilen bilgilerin sağlamlığı konusunda birbirlerini teyit ediyorlardı. Bu Meksika’da bulunan tabletlerin anlattıkları ve kayıp Maya medeniyetinde kullanılan çok sayıda kelimenin Türkçe oluşu, (O kadar Türkçe ki, bu gün kullandığımız Türkçeyle bile doğrudan aynı olan çok sayıda kelimeler var.) Maya, İnka, Aztek uygarlıklarının kalıntıları olan Kızılderililerin kullandıkları dillerde bile bu kelimeler yaşamaya devam ediyor. Sadece kelimeler mi? Tabii ki hayır! Sadece konuştukları dil değil, yaşam biçimleri, ev olarak kullandıkları mekanlar, çadırlarında ve kilimlerinde kullandıkları desenler bile bu gün Anadolu’da halen kullanılmakta olan desenlerin birebir aynısı. Biraz detaya indiğinizde, eski Sümer kelime, sembol ve yaşam biçiminin, bugün Asya’da ve Anadolu’da kullanılan kelimelerin, kullanılan sembollerin, yaşam biçiminin ve inançların aynılarını, Amerika kıtasında yaşamış olan Maya, İnka, Aztek uygarlıkları ve onların devamı olan Kızılderililerde görebilirsiniz. Bu kadar geniş bir coğrafyada bu aynılık artık inkar edilememektedir. Kıskançlıktan kaynaklanan inkarlar ise yavaş yavaş belgeler konuşmaya başladığı için çaresiz bir suskunluğa dönüşmektedir. Aşağıda bu konuda yapılan tespitlerden bazılarına yer verilmiştir: 
Kızılderili ve Türk Dillerinde Kullanılan Ortak Kelimeler 

“Toplam 600 lehçeden oluşan Kızılderili lehçelerinin ortak büyük kütlesi Atabaşkan Kızılderililerinin dilidir. Bu dil Altay dillerindendir. Bu dil diğer dillerin ortak buluşma noktası niteliğindedir. Bazı örnekler: 
  • Yatkı : Ev, yatılan yer 
  • Dodohişça : Dudak 
  • Lı-ık : Vatan, ili 
  • Tamazkal : Hamam, temiz kal 
  • T-sün : Uzun 
  • Hogan : Kerpiç ev, Hopan 
  • Missigi : Mısır 
  • Tepek : Tepe 
  • Hu : Selam 
  • Tete : Dede 
  • Türe : Türe, Töre 
  • Atış-ka : Ateş 
  • Yanunda : Yanında 
  • Aş-köz : Yemek 
  • Tapa : Tuba 
  • Yu : Su, yu-mak, yıkamak 
  • İldiş : Dişleme